Gözle Görülen Hayallerimiz

“Kendimden ayıramadım, ey şiir, seni”

Son zamanlarda beni bu kadar etkileyen bir şiir kitabı okumamıştım. Kelimelerin ruhu alıyor sizi, koparıyor bulunduğunuz yerden. Ait olduğunuz yere bir tür yolculuk. Anlam arayışı içindeki insana bir nevi yol gösterme arayışı. En azından ben böyle yorumluyorum. İbrahim Tenekeci’ye ait “Görmeden Ölmek” isimli eserden bahsediyorum. Altını çizdiğim her biri beni daha derinlere iten o yumuşak dokunuşları paylaşmak istedim. Eminim bu seçkiden birkaçı sizi de yakalayacaktır.

 

“Yalnızken kaldığım bir yerdir şiir”

 

“Adımın anlamı seni sevmektir

Kuşların göç yolu olurum sana”

 

“İnsanı derin, toprağı berrak.

Gözle görülen hayallerimiz”

 

“Bir yalnızlık bu, hiç izin kullanmamış

Dışardan kilitlenir, sen içerde kalırsın.”

 

“Yüksek ve derin sözlerin senin

Kalpleri dinç tutan derin hayatın,

Erkenci meyveler gibi bahardan

Haber getiren aziz varlığın”

 

“Bitmemiş işin akşamı olmak

Böyle yaşarsın ömür boyunca

Bazı yapraklar yeşil de yanar

İstemeden ayrılık diyelim buna.”

 

“Yürürsen yakındır, bakarsan uzak

Derinleşiyor birden, evet, yaşamak.”

 

“…meyvenin hayatı-

dalların ucunda bir tutam heves”

 

“Şaşkın vadiler arasındasın.

Bazı nedenler seni kuşatmış

Üzgün ve bütün- sahi, nasılsın?”

 

“Sormadın fakat sorarsan bana

Tüfeksiz fişekler gibisin inan,

Görünce koşulan tertemiz şeyler

Gitmiş de gelmemiş güzel bir haber”

 

“Herkes yatınca senin de uykun gelir

Ölmek belki de böyle bir şeydir.”

 

“Uykumun üstünü açmazdı keder”

 

“Soğumuş sofraya hiç oturmadan

Uyursun uyanırsın, bir dünya bitmiş.

İnsanı insafsız bırakan binalar arasında

Hayata bakıp hayal ettiğin

O uzak dağların serin sevinci

Kimsesiz bir özen gibi aklında.”

“Kimler kaldı o büyük yorgunluktan

Allah’ın adıyla ısınan evler

Onlardan birinde bir dua

Merhaba ey cân-ı bâkî merhaba”

 

“Güzel bir gökyüzü, kafeste kuşlar

Onlardan birisin, ben de öyleyim.”

 

“Dünyanın suyuna gidersen eğer

Boğulur kalırsın haberin olmaz,

İnsanlar bunu belki anlamaz

Bakma onlara.”

 

“İnsan üzgündür, insanlar bilmez

Duyarsın, duyamazsın, onu sen.”

 

“Kaderden kısaydı, ömürden uzun.”

 

“Anlatma inanmazlar- hep öyledirler

Artık gecenin hükmü kalmadı

Gündüzler bile öyle karanlık”

 

“Gidersin buradan, kalır hevesin.”

 

“Açıkta satılan bir şeydir dünya,

İstersin, istemezsin, o kadar.”

 

“Annesiz bir evin babası olmak,

Böyle geliyor yaşamak bana.”

 

“Aklıma geldikçe gittiğim yerler

Daha nasılsın dedikçe kader;

Anladım rabbim,

Benim sevdiğim

Ne varsa, senin”

Reklamlar

Avrupa Birliği’nde İnternet Yayıncılığı Alanında Yapılması Planlanan Düzenlemeler

Son birkaç aydır kamuoyunun malumu olan ancak gerek Avrupa’da Konsey ve Birlik çalışmaları gerekse de bazı ülkelerin ulusal mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde 10 yılı aşkın bir süredir üzerinde durulan bir husus: siber alan düzenlemesi. Bu konuda devletlerin bakış açısında büyük farklılıklar olmadığını açıklıkla ifade edebilirim. Temelde devlet ve hükümetler alanın kontrolünün ellerinde olmasını istemekteler. Yeni medya alanının düzenlenmesi ve denetlenmesi hususu iki temel üzerinde gelişmektedir. Birincisi alanın ekonomik anlamda düzenlenme ve denetlenmesi oluşturmaktadır. Tabiidir ki siber dünyanın oluşturduğu ekonomi doğrultusunda yeni aracın iskân edilmesi devletler için önem arz etmektedir.

Son senelerde yapılan araştırmalar ve açıklanan ekonomik rakamlar alanın ne denli büyük bir ekonomik pazar hâline geldiğini göstermektedir. Instagram, 10 milyar dolara yaklaşan gelir elde etti. 2 milyarı aşkın kullanıcı sayısına sahip Facebook 600 milyar dolarlık bir değere sahip. Sadece 2016 yılı geliri 28 milyar dolar olan Facebook’un bu gelirlerden elde ettiği net kârı 10 milyar dolar civarında. Bir diğer video paylaşım platformu olan Youtube’un reklam gelirlerinin 2017 yılında 5,6 milyar dolar olduğu görülmektedir. Bu noktada gelirleri bu denli yüksek olan şirketlerin idari ve mali sorumluluklarının mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlenmesi ve alanın düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bununla beraber alandaki içerik konusunda denetim yapmanın hükümet ve bazı sivil toplum kuruluşları tarafından çok daha elzem görüldüğü söylenebilir. Zira yeni medya araçlarında üretilen içeriğin bireylerin zihinlerini şekillendirmede, kitleleri mobilize etme ve yönlendirme hususunda etki gücünün olduğu bilimsel araştırmalar çerçevesinde ortaya konulmuştur. Bu sebepledir ki Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi uzun süredir yeni medya alanında komisyon ve grup çalışmaları yoluyla düzenlemeleri nasıl yapması gerektiği üzerine kafa yormaktadır.

Almanya, İngiltere gibi Avrupa’daki öncü ülkelerin katalog suçlar kapsamında yasalar tesis etmelerine karşın yayıncılık konusunda bir belirsizliğin hüküm sürdüğü söylenebilir. Özellikle Youtube, Facebook gibi platformlarda yayımlanan içeriklerin denetimi ve kullanıcıların lisanslanması konusu merkezi bir konum işgal ediyor. Bu çerçevede Avrupa Birliği’nin yayıncılık alanındaki ana mevzuatı olan Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi’nde yapılması planlanan en son düzenlemeler ile Avrupa Birliği’nin yeni medya alanının gerek ruhunu gerekse de mantığını tam anlamıyla kavrayamadığı söylenebilir. Öngörülen düzenlemede “video paylaşım platformlarında çocukların zararlı içerikten korunması adına uygun önlemler alınması”, “Facebook gibi video paylaşılabilen platformların da temel fonksiyonu görsel-işitsel içerik sağlamak olduğunda direktif ilkelerinin kullanıcı kaynaklı videolara da uygulanacağı”, geleneksel medya araçlarını güçlendirme adına “06:00-18:00 arasındaki zaman diliminde reklam süresinin %20’ye çıkarılması” hükümlerinin bulunduğu görülmektedir.

Bu çerçevede yakın gelecekte Avrupa’da görülecek olan hukuki uygulamalar ile yeni medyada yapılan yayınların gerek içerik gerek mali yönden daha sıkı denetlenmesi öngörülmektedir. Ancak bu denetlemenin nasıl yapılabileceği büyük bir soru işareti olarak ortada durmaktadır. Zira Youtube, Facebook, İnstagram gibi platformlarda milyonlarca kullanıcıdan ve trilyonlarca saat video içeriklerinden bahsediyoruz. Bu açıdan tam anlamıyla bir içerik denetimi yapmak mümkün olamayacağı gibi engelleme ve yasaklamaların siber alanın sınır aşan niteliğine uygulanamayacağını düşünmekteyim. Eğer böyle bir denetimi yapmak şu an itibarıyla düzenlemelerde yer almaktaysa bile bu denetimin yapılacağı kuruluşlar ve yeterli insan kaynağının nasıl bulunacağı ayrıca bir konu başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan Avrupa Birliği’nin yeni medya konusunda yapmayı planladığı düzenlemenin yeni sorunlara yol açacağı açıktır. Umarım bu değişiklikler yapılmadan yanlıştan dönülür, en azından Türkiye’de benzer yanlışlar yapılmaz.

Cultura, Culture, Kültür…

Birçok tartışmanın merkezinde yer alması sebebiyle açıklanmaya muhtaç olan bir kavram: “kültür”. Özellikle insanların birbirini kültürsüzlükle suçladığı bir dönemde, kültür hayatından medyada sıklıkla bahsedildiği bir zaman diliminde, kültürün birey düşüncelerinin şekillenmesinde baş aktör kabul edileceği iddialarının içinde mefhumun anlamının kavranabilmesi adına, daha önce yapmış olduğum bir bilimsel çalışmadan da yararlanarak bu yazıyı kaleme aldım.

Cemil Meriç’in ifadesiyle kültür birçok yönden kaypak bir kavram. “Tahlil edemezsiniz, çünkü unsurları sonsuz. Tasvir edemezsiniz çünkü bir yerde durmaz. Manasını kelimelerle belirtmeye kalktınız mı, elinizde havayı tutmuş gibi olursunuz. Bakarsınız ki, her yerde hava var, ama avuçlarınız bomboş.” Meriç’in abartılı gördüğüm ifadelerine karşın kelimenin kabaca tanımlanmasının mümkün olacağı ve çerçevesinin çizilmesinde hem yazı dili hem de sözlü ifadeleri kullanma açısından okuyanlara anlamlı katkılar sunacağını düşünüyorum.

Kelime anlamına bakıldığında kültür sözcüğünün Latincedeki “ekme, yetiştirme, koruma” anlamındaki seslerden türediği görülmektedir. Bu bağlamda kültür kelimesinin ilk olarak “ürün ve hayvanlara bakma” anlamında kullanıldığı söylenebilir. Daha sonraki senelerde kelimenin bir fikrin beslenmesi ve orta çağın ilerleyen senelerinde “uygar, medeni olma” ile ilgili bir kavram olarak anlam bulduğu görülüyor (Erdoğan ve Alemdar, 2010, s. 349). Erdoğan ve Alemdar’a göre kültür, “toplumda yaşayan insanların tümünün veya insan gruplarının maddi, düşünsel ve duygusal yaşamlarını üretme, kendilerini ifade etme biçimleri olarak ortaya çıkmaktadır” (Erdoğan ve Alemdar, 2010, s. 350). Benzer bir şekilde Özdenören kültürü, “insan ihtiyaçlarının giderilmesi ve onun yaşama tarzının kolaylaştırılması için icat ettiği donatılar, araçlar ile insanın tavır ve davranışlarının bütünü” olarak tanımlamaktadır (2016, s.98). Bu açıklamalar çerçevesinde kültür kavramının bir bütün olarak üretim ve tüketim süreçlerinin tamamını kapsadığı söylenebilir. Kültür genel manada; toplumun inançları, gelenekler, fikir dünyasını şekillendiren düşünce biçimleri, sanat, zanaat ve birçok toplumsal kavramı içerisine dahil edebileceğimiz büyük bir şemsiye kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Tabiidir ki kültürden bahsedilirken dinamik ve değişken bir kavramdan bahsedildiği ifade edilmelidir. İnsanların davranışlarının şekillendiren ve yönlendiren en önemli unsurlardan birisi bulunduğu kültürel ortamın kendisidir. Bu çerçevede kültürün insan ilişkileri ve toplumsal hareketler ile iç içe değişmekte olduğu söylenebilir. Kültür, bu özelliğiyle dinamik bir süreci ifade etmektedir. Kültürün yıllar içinde değişmesi, dönüşümü kaçınılmazdır ve günün şartlarına, ihtiyaçlarına göre değişebilir. Yıllar içinde her öğrenilmiş davranışın içerisinde olmasının etkisiyle değişimi beraberinde getirir. Bu sebepledir ki akademisyen Bozkurt Güvenç günümüzde kültür kelimesinin 4 ayrı anlamda kullanıldığını ifade eder. Özetle bu anlamların kültür kavramını tarihsel bir bakış açısıyla ele alarak bugün de kullanılmakta olan manalar olduğu ifade edilmelidir: “bilim alanında uygarlık; beşeri alanda eğitim sürecinin ürünü; estetik alanda güzel sanatlar; maddi ve biyolojik alanda üreme, tarım, ekin, çoğaltma ve yetiştirme” (1991, s.97).

Tüm bu kültür kuramlarına ek olarak toplumlarda genel olarak tek bir kültürden bahsetmenin güç olduğu belirtilmelidir. Ülkeler içerisinde farklı kültürel özellikler barındıran küçük gruplar ve bölgeler vardır. Kültürel olarak birbirinden ayrılan bu şubeler “alt kültür” olarak adlandırılmaktadır. Bu tanımlar çerçevesinde hayatımızda birçok yerde karşılaştığımız ve büyük ihtimalle anlamına tam olarak vakıf olmadan kullanılan bu kavramın kabaca çerçevesini çizmiş olduğumu düşünüyorum. Umarım benim zihnimde bazı noktaları aydınlatmaya yarayan bu derleme okuyanlar için de faydalı olacaktır.

Dönüşen Medya Alanında Yeni Yayıncılık Anlayışı: YouTube

Son yıllarda, yeni bilgi teknolojileri aracılığıyla birçok alan değişmekte, dönüşmektedir. Birçok yeni ortamın içerisinde yer aldığı internetin doğması ve yaygınlaşması sonucunda çalışma anlayışları, işletme biçimleri, iş kavramları bu süreçle birlikte değişim göstermektedir. Castells’in (2008:145) belirttiği üzere “teknoloji değişimin temel bir boyutudur.”  Günümüzde dünyayı etkisi altına alan internetin, getirdiği yeniliklerden; ekonomi, medya, siyaset, hukuk, eğitim, bilim, sanat gibi alanların etkilendiğini söylenebilir. Bu alanların içerisinde yer alan birçok kurumda bu değişimlerin devam ettiği görülmektedir. Dünyada artık neredeyse tüm siyasi partilerin resmi sosyal medya hesapları bulunmaktadır. Yeni sosyal ortamların kitlelerce kullanılması, benimsenmesi sonucu o ortamlarda da bulunmak isteyen birçok siyasi lider kendilerine kullanıcı hesapları açarak, insanlara kendilerini anlatmaya çalışmaktadırlar. Neredeyse tüm medya kuruluşları internet üzerinden yayın yapmaya başlamışlardır. Mahkemeler kararları gerekçeleri ile birlikte internet siteleri üzerinden duyurmaktadırlar. Bankacılık işlemleri için müşteriler, internet sitelerine ve ATM’lere yönlendirilmektedir. Tiyatro, sinema, konser biletleri internet üzerinden satışa sunulmaktadır. Teknolojik gelişmelerin etkilediği ve dönüştürdüğü örnekler bu bağlamda çoğaltılabilir. Özellikle küresel ölçekte yeni büyük medya şirketlerinin ortaya çıktığı ve bu şirketler eliyle dünyada ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkiler alanlarında köklü değişimler yaşandığı görülmektedir. Sanal alanın oluşturduğu bu sürecin etkilediği, değiştirdiği, dönüştürdüğü bir alan da medya dünyasıdır.

Teknolojinin günümüzde, eskiden hayal sayılabilecek gelişmelere imza atması bazı çevrelerce büyük bir değişimin müjdecisi gibi karşılanmıştır. Onların düşlediği; sınırların kalktığı, özünde paylaşım olan, düşüncelerin ve duyguların sınırsız bir özgürlük ortamında ifade edilebileceği bir toplum düzeni olarak özetlenebilir. Onlara göre dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan, günlük yaşam koşullarında iletişim kurmalarının neredeyse imkânsız olduğu kişilerin birbirleriyle iletişim halinde olabileceği, bilgilerinin ve deneyimlerinin paylaşılabildiği bir iletişim ağını gerçek kılabilecek bir araç icat edilmişti (Barlow, 1996). İnternet bu anlamda büyük bir beklentiyi beraberinde getirmiştir. Bununla beraber alandaki ekonomik ilişkilerin nasıl düzenleneceği, özetle siber alanın ne şekilde iskân edileceği sorusu bir karşılık bulmak durumundaydı denilebilir. Liberal ekonomi içinde yeni bir mecra olarak iş dünyasının karşısına çıkan bu bakir alan, ekonomik küreselleşmenin sağlanması bakımından da oldukça önemli görülmüştür (Castells,2001).  O güne kadar üzerinden tartışmalar yürütülen ekonomi ile ilgili çoğu kavramın sorgulanmasına, değişmesine ve dönüşmesine(üretim, tüketim, meta vb.) yol açacak olan siber alan, çalışma dünyasında yeni düzenlemelerin getirilmesini zorunlu kılmıştır. Siber alanın, liberal ekonominin şartlarına uygun biçimde iskân edilmesi ve bu alanın küreselleşmenin bir parçası olarak kullanılması için çalışmalar yapılmış, gerekli düzenlemeler hayata geçirilmiştir (a.g.e.). Özel şirketlerin bu alanı kullanma istekleri ve var olan ekonomik sistemin şartlarına uyarlama talepleri baskın gelmiş ve bu yönde bir gelişim sağlanmıştır. Bu alanın hukuku da her ne kadar siber alan engellemeleri ve sınırları aşacak yapıda olsa dahi liberal şartlara uygun biçimde biçimlenmiştir. Tüm bu süreç işlerken, ortamın fırsatlarını ve imkânlarını değerlendiren birçok girişimcinin küresel şirketler kurduğuna ve bu şirketlerin hızla büyümesine şahit olundu. Facebook, Twitter, Instagram, Youtube, Google, Alibaba bu şirketlerden sadece birkaçı olarak göze çarpmaktadır. Özellikle çağın dinamiklerini yakalaması ve yapısını anlatması bakımından bu örnekler açıklanmalı ve üzerinde durulmalıdır.

Bahsedilen ortamlardan, yeni medya şirketlerinden birisi olarak YouTube önemli bir teknolojik gelişmenin de önderi sayılmaktadır. Bir milyarın üzerinde kullanıcı sayısına sahip olan YouTube çağımızın en çok kullanılan medya ortamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır (forbes.com). Temelde bir içerik topluluğu olarak adlandırabileceğimiz bu site, profesyonel ya da amatör bütün kullanıcılarına ürettiği içeriği veya başkası tarafından üretilen video içeriğini paylaşma ve izleme/dinleme olanağı sağlamaktadır. Bununla birlikte canlı yayın özelliği ile anında görüntülü paylaşım yapabilmeyi mümkün kılmaktadır. Tüm bu işlevleri ile yeni iletişim teknolojileri arasında kayda değer bir yere sahiptir. Sosyal ağların neredeyse tamamının desteklediği, kullandığı bir ortam olan Youtube, gerek kullanıcılarının sayıca çokluğu gerek ise iletişim alanına sağladığı yenilikler ve sunduğu imkânlar ile önemli bir ortam ve işletme olarak karşımıza çıkmaktadır.

YouTube; ekonomi, felsefe, toplumbilim, psikoloji ve daha birçok alanın içerisinde araştırılıp değerlendirilebilir. En nihayetinde bu araştırmada amaçlanan görece yeni bir mecra olan internetin içinde yer alan bu medya şirketinin dinamiklerini anlamak ve getirdiği yenilikleri görebilmektir.

Geçmişten Günümüze YouTube

400 milyonun üstünde videonun her gün milyonlarca kişi tarafından izlendiği bu ortam 2005 yılında, Jawed Karim, Chad Hurley ve Steve Chen tarafından yeniden izlemek istedikleri televizyon kayıtlarını internetten bulmayı kolaylaştırması amacıyla kurulmuştur (youtube.com). Kısa bir süre içerisinde milyonların ilgisini çeken site, ilk yıllarında bir çevrimiçi halk kütüphanesi özelliği taşımaktaydı. Sitenin ilk senelerinde “Dijital Video Deponuz” başlığı, YouTube yöneticilerinin tercih ettikleri slogan olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sloganın ortamın işlevini anlatma açısından önemi olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, “Kendini Yayınla” kelimeleriyle bugünkü sloganını kullanmaya başladığından bu yana kütüphane işlevi görmenin ötesinde işler yaptığı görülmektedir. YouTube’un tarihindeki diğer kayda değer ve belki de en önemli gelişme hiç kuşkusuz 2006 yılında 1.65 milyar dolar karşılığında Google’a satılmasıdır (cnn.com). Bu rakam siber alanın ekonomik anlamdaki büyülüğünün de bir işareti olarak görülebilir. İnternette, maddi anlamda neredeyse sermayesiz kurulan bir şirketin 1 yıl gibi görece kısa bir sürede bu kadar büyük bir meblağa satılması ekonomi ve medya dünyası için de yeni bir gelişmedir. Tüm bu değişimler ışığında Youtube, Google’ın sahipliğinde ticari faaliyetlerine devam etmektedir.

Ortamın teknolojik altyapısının geliştirilmesi ve ortama yeni özelliklerin eklenmesi sonucu “YouTube” interaktif bir yapıya, bugünkü haline dönüşmüştür (Çomu,2012). Günümüzde saatte 10 binin üzerinde video yükleme, günlük bir milyar saatin üzerinde izlenme sayısı ile yoğun trafiğin yaşandığı bir ortam halini almıştır ve yeni özelliklerin, fonksiyonların eklenmekte olduğu, ortamın zenginleştirildiği görülmektedir (youtube.com). Sitenin 2014 yılında açıklanan geliri 4 milyar dolar civarındadır (wsj.com). YouTube’un video yükleme ve izleme dışında yorum yapma, beğenme/kötüleme, puanlama, bloglama, diğer ağlarda paylaşma, arşivleme, indirme gibi özelliklerinin eklenmesiyle içerik açısından da bir değişim yaşadığı belirtilmelidir. Onuncu yılını henüz geride bırakan YouTube, bu kısa geçmişine rağmen iş dünyası için yeni bir alanın kapılarını açan şirketlerden birisi olarak görülebilir.

Kullanım Amaçları ve İşlevi

Bir İçerik Topluluğu Olarak YouTube

İçerik topluluğu, var olunan ortamdaki kullanıcıların sahip oldukları içerikleri birbirleriyle paylaşmasını sağlayan siteler olarak karşımıza çıkmaktadır (Özata,2013). Hansen, Shneiderman ve Smith (2010) içerik topluluklarını; video ve TV, fotoğraf ve sanat, müzik, sosyal imleme gibi türlere ayırmaktadır. Video ve TV türünde en çok tıklanan site listesinde ise Youtube en başta yer almaktadır. Belirli kategoriler altında etiketlenen içerikler, bu sitelerde kullanıcılar tarafından kolaylıkla bulunabilmektedirler. YouTube video içeriklerinin yer aldığı dünyadaki en büyük veri sistemidir. Bu site ve uygulama ile beraber internet kullanıcıları birçok farklı kategoride video içeriklerine ulaşabilmektedirler.

YouTube aracılığıyla içerik üreticileri de belirli ücretler alabilmektedir. Video üreten kullanıcıların belirli abone sayısına ulaşanlarına ödeme yapan YouTube, kablolu platformlar benzeri bir yapıya bürünmektedir. Bu platformlarda bilindiği üzere birçok kanal bulunmakta ve izleyici dilediğini izleyebilme imkânına erişebilmektedir. YouTube ortamında ise benzer biçimde farklı tür ve içerikte kanallar bulunmakta ancak bu kanallar platformdakilerden farklı olarak ücret almaktadırlar. Youtube bu yolla platformun kullanıcılar için bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlarken içerik üretiminin devamlılığını sağlayabilmektedir.

Alana Getirdiği Yenilikler Çerçevesinde YouTube

Daha önce bahsedildiği üzere YouTube ortamının çıkış noktasında, basit bir mantığı vardı. İzlemek istediğiniz sesli görüntüyü bulmak, daha rahat bir şekilde ona ulaşmak için çevrimiçi bir kütüphane oluşturuldu. Bu sayede ortama giren kişiler hem kütüphaneden istedikleri videoya kolayca ulaşabilecek hem de kütüphaneye kendi istedikleri videoları yükleyebileceklerdi. Youtube, aynı zamanda, kullanıcıların videolarını ücretsiz bir şekilde yüklemelerine ve paylaşımda bulunmalarına olanak vermekteydi. Günümüzde de sitenin bu işlevi gördüğünü söyleyebiliriz. Müzik dinlemek için bile YouTube ortamına girildiğini görüntüsüz sesli videoların tıklanma sayısından kolayca müşahede edilebilmektedir. Bugün YouTube sitesinde filmden müzik parçasına, haberden belgesele, animasyondan spor müsabakasına çok geniş bir yelpazede videolara ulaşılabilmektedir. Haliyle bu durum geleneksel müzik, film pazar şartlarının değişmesine de yol açmaktadır. Günümüzde popülerliği belirleyen çok temel bir gösterge bu siteden izlenme oranlarının yüksekliğidir. Bunun sonucunda sanat dünyası, medya alanı; birçok eski kurumun(plak,kaset şirketleri vb.) ortadan kalktığı, izleme ve dinleme alışkanlıklarının değişmesi paralelinde çalışma şartlarının değiştiği bir yapıya evirilmektedir. Aynı zamanda videolar yüklenme kalitelerine bağlı olarak, yüksek çözünürlüklü ve yüksek ses kalitesi seçenekleri ile dinlenebilmekteler/izlenebilmektedirler. Özetle, ilk olarak, ortamın insanlara paylaşma ve içeriğe ulaşma konusunda hizmet verdiği söyleyenebilir. Getirdiği yenilikler itibarıyla bazı sektörlerde geleneksel çalışma anlayışının değişmesine yol açtığı gözlemlenmektedir.

İkinci olarak, YouTube ortamı kişisel olarak kendini ifade etme, anlatabilme, düşüncelerini açıklayabilme, yeteneklerini sunabilme açısından önemli bir platformdur. “Google” tabanlı bir e-posta hesabı olması durumunda tüm kullanıcılar, Youtube’da üye olabilmektedir. Üye olduktan sonra hem yayın yapabilmenin hem de yorum ve beğeni gibi fonksiyonları kullanmanın önünde bir engel yoktur. İstenilen video da ses de YouTube ortamı üzerinden yüklenerek dünyadaki her kullanıcının hizmetine sunulabilmektedir. Fakat bu noktada şu ifade edilmelidir ki, hukuki bir suç teşkil eden iletiler siteden kaldırabilmekte ve kullanıcı adli bir müeyyide ile karşı karşıya kalabilmektedir (mevzuat.gov.tr). Geleneksel medyada sunulan içeriği tüketen pasif bir izleyici konumunda olan medya kullanıcıları, artık medya içeriklerine tepki verebilme olanağına, içerik üzerinde yorum yapabilme imkânına sahiptirler. İnsanlar, Youtube’un onlara getirdiği olanaklar ile isterse 24 saat yayın yapabilme imkânına bile sahip oldular. Bir anlamda sadece medyada üretilen içeriği tüketmek değil, bizatihi internet kullanıcıları basit ve pahalı olmayan birkaç materyal ile içerik üretebilecek pozisyona gelmişlerdir. Hızlı ve etkileşimli yapısı sayesinde Youtube’da videoların altına anında yorumlarını yazabilmektedirler. Yazılan yorumlara cevap verebilmekte, o yorumu yazan kişilerle dünyanın neresinde olursa olsun iletişime anında geçebilmektedirler. Hızlı ve etkileşimli yapısı sayesinde Youtube’un diyalog kurmaya uygun bir yapısı olduğu görülmektedir. Beğeni ve zevkleri doğrultusunda kullanıcılar belirli kanal ve gruplarda buluşup paylaşımda bulunarak ortak noktalarından hareketle çok hızlı ve mesafeyi aradan kaldırarak iletişime geçebilmektedirler. Bununla beraber izleme sayacı, beğeni ve beğenmeme butonları sayesinde kullanıcı, yüklediği videonun ne kadar izlendiğini, izlenen kişiler tarafından sevilip sevilmediğini görebilmektedir. Bu anlamıyla içeriğin ölçüm aracı, kullanıcılara ücretsiz ve anında hizmet vermektedir. Tüm bunlarla beraber, birçok kişinin yeteneklerini sergilemek için YouTube’u kullandıkları, orada kanal açarak yayın yaptıkları görülmektedir. Etiketlenen içerik yoluyla da o konuda video arayan kişilere hazırlanan içerik sunulabilmektedir. YouTube’dan yayın yaparak meşhur olan, haberlere çıkan, talk şovlara katılan, profesyonel olarak müzisyenlik yapmaya başlayan birçok insan bu noktada örnek olarak gösterilebilir (monetizepros.com). YouTube adeta bir sahne görevi görerek insanlara ücretsiz olarak kendi yeteneklerini diğer insanlara göstermenin yolunu açmıştır. Eski çalışma yapısına kıyasla başka bir fotoğrafın karşımıza çıktığı yaşanan gelişmelerden anlaşılabilmektedir.

Diğer bir başlık olarak toplumsal hareketler için YouTube’un sağlamış olduğu olanaklar ve hizmetten bahsedilebilir. Castells’in (2013:189) belirttiği gibi “tarih boyunca toplumsal hareketler toplumsal değişimlerin manivelaları olmuştur, olmaya da devam etmektedir.” Yakın bir zamanda Tunus’ta, Cezayir’de, Bahreyn’de, Libya’da, Yemen’de, Mısır’da gerçekleşen halk ayaklanmalarına şahit olundu. Bu ayaklanmaların neredeyse hepsinde kilit bir rol oynayan sosyal ağların eylemcilere büyük kolaylıklar sağlandığı görüldü. Facebook, Twitter, Youtube gibi ortamları koordinasyon için kullanan aktivistlerin büyük bir iletişim ağı kurarak gösterileri organize ettikleri ortaya çıkmıştır (Castells,2013). Özellikle YouTube’un, devlet ve özel medya kuruluşlarının yayınlarının baskı ve sansür sonucu eylemcilere uygulanan devlet şiddetini göstermedikleri noktasında alternatif bir medya aracı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Aktivistlerin elde ettikleri görüntüleri Youtube ve Facebook üzerinden dünyaya servis ederek şahit oldukları görüntüleri insanların da görmesini sağlamışlardır. Bir anlamda karşı hegemonya alanı olarak görülen Youtube; diktatörlere, krallara ve baskıcı hükümetlere karşı aktif bir medya kanalı olarak kullanılmıştır. Youtube aracılığıyla yayın yapılarak haberler birinci elden ve tüm gerçekliğiyle dünya ile paylaşılabilmiştir. Bu yolla toplumsal hareketlerin yurtdışı ve yurtiçinden destek bularak yaygınlaşabildiği, güçlendiği söylenebilir. Bir anlamda Youtube, bilgi alma/verme dışında sivil inisiyatiflerin, siyasi grupların propaganda yapmasını olanaklı kılmıştır. Özellikle toplumsal hareketlerin dış dünya ve kendi aralarında baskı ortamı içerisinde iletişim ağı kurmalarına büyük destek sağladığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda Youtube toplumsal hareketler için milyonlarca insana çok kısa bir süre içerisinde ulaşabilecekleri alternatif bir görsel-işitsel medya ortamı sunmaktadır.

Tüm bunlarla beraber, Youtube özellikle özel şirketlerin, pazarlamacıların, reklam şirketlerinin, film/dizi endüstrisinin yoğun olarak kullandığı bir alandır. Bu ortam, kişilerin tüketim eğilimlerini göstermesi açısından pazarlama ve reklam alanı için çok değerlidir. Aynı zamanda sadece internette gösterilmek üzere reklam filmleri, video uygulamaları, sanal gerçeklik çalışmaları yapılmaktadır. Bu uygulamaların da her zaman bir ayağını Youtube oluşturmaktadır. Videolar, Youtube’daki şirket profillerinden paylaşılmaktadır. İşin başarısı kaç beğeni aldığı, kaç kişi tarafından paylaşıldığı, kaç kez izlendiği gibi etkenlerle ölçülmektedir. Bununla beraber geleneksel medya olarak adlandırılan televizyon, gazete, radyo gibi araçlarla beraber bütünleşik reklam uygulamalarında da Youtube tercih edilmektedir. Bu uygulamalarda şirketler, hemen her ortamda hedef kitlelerine olabildiğince yüksek oranda ulaşabilmeyi hedefler. Youtube bu amaçla, var olan TV reklamlarının yayımlanması için kullanılmaktadır. İstenirse belli bir ücret karşılığı Youtube şirketlerin reklamlarını ana sayfasında ve video aralarında da yayımlayabilmektedir. Daha da özel olarak hedef kitlesini doğru belirleyen şirketler, onların seyrettikleri videoların başına, aralarına kendi reklamlarını koymaktadırlar. Kişiye özel pazarlama adı altında da değerlendirebileceğimiz bu yöntem ile şirketlerin hedef kitlesinde yer alan ve ürün ya da hizmet satmak istedikleri kişilere ulaşmaları mümkün olabilmektedir. Örneğin, araba ile ilgili inceleme videolarını izleyen kullanıcılara, araba markalarının yeni ürünlerini tanıtan videoları reklam olarak sunulabilmektedir. Burada direk olarak ilgi alanına yönelik bir pazarlama iletişim yöntemi uygulanmaktadır. Kaç kişinin bu videoya tıkladığı ile kampanyanın başarısı da kolaylıkla ölçülebilecektir. Geleneksel medya araçlarından çok daha ucuz ve ölçülebilir bir ortam olan Youtube şirketlerin alternatif veya özel olarak sıkça kullandıkları bir ortamdır. Bununla birlikte film endüstrisi, filmlerin ön gösterimlerini önce Youtube’dan yayımlamakta, diziler yayımlandıktan hemen sonra Youtube’a yüklenmektedirler. Özellikle dizilerin yayında kalmaları için reklam verenlerin o dizinin bulunduğu saati tercih etmeleri önemlidir. Bu bağlamda firmalar hangi dizilerin çok sevildiğini de artık sosyal medyada konuşulması, Youtube üzerinden dizinin izlenme sayısı gibi kıstaslarla belirlemektedirler.

Mahremiyet Konusu ve YouTube

Son olarak mahremiyet ve gizlilik konusu ayrıca altı çizilerek belirtilmelidir ki, Youtube’un sağladığı olanakların yanında, bir gözetim ve denetim ortamı olarak da insanları tehdit ettiği düşünülebilir. İnternette girilen her site, yüklenen videolar, yapılan yorumlar insanları etiketlemek ve sınıflandırmak için pazarlama şirketlerine ve devletlere bir kolaylık sağlamaktadır. Assange (2013) insanlığın tehdit altında olduğunu ve internet yüzünden insanların büyük bir özgürlük problemiyle karşı karşıya olduğunu ifade etmektedir. Bauman ve Lyon (2013) da akışkan gözetim kavramsallaştırmasıyla bu tehditle beraber yeni medyanın tüketime yönlendirme işlevi ve tüketim kültürüne katkıları ekseninde bir duruma dikkat çekiyor. Sonuç itibarıyla Youtube sitesinde gerçekleştirilen her hareket silinmeyecek bir izdir aynı zamanda. Bu izleri hükümetler, güvenlik güçleri, özel şirketler takip edebilmekte ve kendi faydaları adına bu bilgileri kullanabilme gücünü ellerinde bulundurmaktadırlar. Bir anlamda teknolojinin getirdiği yeniliklerin göz ardı edilemeyecek bir boyutu da gözetim ve denetim yönüdür.

Sonuç Yerine

21. yüzyılın ilk yıllarında kurulan Youtube, çok yeni bir medya ortamı olmasına karşın, milyonların etkileşimde bulunduğu; ekonomik, sosyal, hukuki, sanatsal, siyasi birçok kuruma temas ve etki eden bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle görsel-işitsel medya hizmetleri alanında kitlelerin uğrak yeri ve popüler bir internet platformudur. Şirketlerin ticari iletişimini zenginleştirmesine katkıda bulunduğu kadar, sivil toplum kuruluşlarına ve bireysel olarak kullanıcılara hem çalışma koşulları anlamında kolaylıklar sağlamakta hem de çok az maliyetle yayın yapabilme konusunda olanaklar sunmaktadır. Bununla beraber kişisel kullanıcılara ürettikleri içerik ve kanallarının takip edilmesi karşılığında çeşitli ücretler ödeyebilmekte, ticari bir faaliyet imkânı sunmaktadır. Bu yönüyle bireysel kullanıcıların bir kanal hüviyeti kazanabildiği görülmektedir.

Bütünüyle medya dünyasındaki yapıyı etkileyen internetin bir parçası olan Youtube, özelikle medyadaki ticari faaliyetleri de derinden etkilemiştir. Bu alanlarda piyasa koşullarını şekillendiren ana unsurlardan birisi Youtube ortamındaki videoların tıklanma sayıları ve paylaşılma durumlarıdır. Bu bağlamda medya alanının şartlarını sadece Youtube belirlemese bile etkisinin olduğu söylenebilir. İletişim ve medya alanına getirdiği tüm yenilikler çerçevesinde, Youtube ortamının etkilerinin görülmesi için daha kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir.

Kaynakça:

Assange, J. (2013). Şifrepunk Özgürlük ve İnternetin Geleceği Üzerine Bir Tartışma (Çev:Ayşe Deniz Temiz) İstanbul: Metis Yayınları.

Barlow, J. P. (1996). A Declaration of the Independence of Cyberspace . eff.org: https://projects.eff.org/~barlow/Declaration-Final.html adresinden 28.12.2015 tarihinde saat 17:17’de alındı.

Bauman,Z. ; Lyon,D.(2013) Akışkan Gözetim. (Çev:Elçin Yılmaz) İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Castells,M. (2008) Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür  1, Ağ Toplumlarının Yükselişi (Çev:E.Kılıç) İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları

Castells,M.(2013) İsyan ve Umut Ağları, İnternet Çağında Toplumsal Hareketler (Çev:Ebru       Kılıç)             İstanbul : Koç Üniversitesi Yayınları

Castells, M. (2001). The Internet Galaxy. New York: Oxford University Press.

Çomu,T. (2012) Video Paylaşım Ağlarında Nefret Söylemi : Youtube Örneği,       Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara

Hansen,D. Shneiderman,B. Smith,M.A. (2010) Analyzing Social Media Networks with NodeXL : Insight from Connected World. Morgan Kaufmann

http://monetizepros.com/features/25-celebrities-who-got-rich-famous-on-youtube/, (Erişim tarihi:08.11.2017)

http://money.cnn.com/2006/10/09/technology/googleyoutube_deal/index.htm?cnn=yes,         (Erişim tarihi:25.12.2017)

http://www.forbes.com/sites/rahimkanani/2012/06/04/why-youtube-is-the-ultimate-platform-     for-global-social-change/, (Erişim tarihi:08.11.2017)

http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5651.pdf, (Erişim tarihi:08.11.2017)

http://www.wsj.com/articles/viewers-dont-add-up-to-profit-for-youtube-1424897967,  (Erişim tarihi:25.12.2017)

https://www.youtube.com/intl/en-GB/yt/about/press/, (Erişim tarihi:19.03.2018)

Maigret,E. (2014) Medya ve İletişim Sosyolojisi (Çev:Halime Yüksel) İstanbul: İletişim   Yayınları

Özata,F.Z. (2013) Dijital İletişim ve Yeni Medya. (Edt: Mesude Canan Öztürk) Ankara:Anadolu Üniversitesi Yayınları

(Not: Bu araştırma Doç Dr. Hamit Ersoy ile beraber hazırlanmış ve International Congress On Turkish Geography Social Sciences Research organizasyonunda sunulmuştur.)

Türkiye’de Görsel-İşitsel Yayın Hizmetlerinde Ürün Yerleştirme

Türkiye’de radyo yayıncılığı cumhuriyetin ilk yıllarına, televizyon yayıncılığı 20. yüzyılın ikinci yarısının başlarına dayanmaktadır. Yaşanan teknolojik gelişmelere uyum sağlayarak gelişen bu iki araç Türkiye’de uzun senelerden bu yana kitlesel iletişim faaliyetlerinin merkezinde yer almaktadır. Ayrıca, bu kitle iletişim araçlarının Türkiye’de yayınlarına başlamasından günümüze değin toplum ile ilişkisi birçok disiplin tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmakta ve son yıllarda özelikle gerek yayınların içeriği gerekse de medya araçlarının sahiplik durumu tartışmalara sebep olmaktadır. Türkiye’de radyo ve televizyon yayıncılığının halk ve bireyler üzerindeki yönlendirici etkisi, mobilize etme gücü ve tutum, davranış değişikliğine olan katkısı da bu tartışmalar çerçevesinde ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Bu bağlamda çalışma alanlarından birisini ticari iletişim, özel olarak ürün yerleştirme konusu oluşturmaktadır.

Ticari iletişim, bir ürünün veya hizmetin tanıtımını yapmak için kullanılan en temel ticari iletişim faaliyetlerine verilen çatı başlık olarak değerlendirilebilir. Ticari iletişim faaliyetlerinin halk üzerindeki etki gücü bu yayınların kamu otoriteleri tarafından denetlenmesi zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu sebeple Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda teminat altına alınan iletişim özgürlükleri çerçevesinde radyo ve televizyon üzerinden yapılan her türlü ticari iletişim, toplumun yararı gözetilerek ve sansüre müsaade edilmeksizin demokratik toplum değerleri gözetilerek düzenlenmekte ve denetlenmektedir (6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun, 2011).

Ticari iletişim kavramı içerisinde kendisine yer bulan ürün yerleştirme ise 6112 sayılı Kanun’dan hareketle “bir ürün, hizmet veya ticari markanın, ücret veya benzeri bir karşılıkla program içine dâhil edilerek veya bunlara atıf yapılarak, program içinde gösterildiği her tür ticari iletişim” olarak tanımlanmaktadır (6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun, 2011: madde 3/1 cc fıkrası). Benzer bir tanımda ürün yerleştirme, “bir firmanın üretmiş olduğu ürün ya da hizmetleri, marka adını ya da herhangi bir pazarlama faaliyetini bir güzel sanatlar eseri içine olumlu bir imaj yaratmak üzere, profesyonel bir şekilde yerleştirmesi” şeklinde betimlenmektedir (Tığlı 2004: 23).

Ürün yerleştirme 6112 sayılı Kanun kapsamında bir ticari iletişim faaliyeti olarak değerlendirilmekte; radyo ve televizyonlarda kullanımı bu kapsamda denetlenmektedir. Ürün yerleştirme hususunun Türkiye’deki yayıncılık ile ilgili mevzuatta detaylı bir şekilde ele alındığı söylenebilir. Bununla birlikte ürün yerleştirmeye ilişkin mevzuat hükümlerinde editoryal içerikle ticari iletişim faaliyetlerinin ayrılması gerektiği savunulmakta; konuya ilişkin ulusal mevzuatın yetersiz olduğu eleştirileri yapılmaktadır (Ateşalp ve Taşdemir, 2014, s.71). Bu noktada Türkiye’de alana ilişkin düzenlemelerin çeşitli varsayım ve ön bilgilerden hareket edilerek yapıldığı düşünülmektedir. Söz konusu karşı görüşlerin değerlendirilmesi ve var olan hukuki mevzuatın ürün yerleştirme konusunun araştırılması önemli görülmektedir. Bu çalışmayla ulusal mevzuatta yer verilen kısıtlayıcı hükümlerinin gerekçeleri ve kapsamı üzerinde durulmuş ve görsel-işitsel medya yayıncılığında ürün yerleştirme ile ilgili hükümlerin yeterliliği ve gerekliliği araştırılmıştır.

Ürün Yerleştirme ve Ürün Yerleştirmenin Bireyler Üzerindeki Etki Gücü

Reklamlar temel olarak tanıtım ve propaganda faaliyetlerinin merkezinde yer almaları hasebiyle ticari markalar ve siyasal aktörlerin sıklıkla başvurduğu bir araçtır. Bununla birlikte ürün yerleştirmeye istisnalar haricinde ticari amaçlar için başvurulmaktadır. Markaların tüketicilerin zihninde yer etmek, tüketicilerin davranış ve tutumlarını markaların lehine değiştirmek için ürün yerleştirme uygulamalarına başvurduğu ve ürün yerleştirmenin ekranlarda bu amaçlarla yer bulduğu görülmektedir. Reklamdan farklı olarak bir ürünün televizyon yayınlarında ürün yerleştirme yoluyla bulunması, tanıtımı yapılan ürünün doğal bir ortamda algılanmasını sağlayabilecek ve ürün yerleştirmeye konu ürün veya hizmetin tanıtımından beklenen iletişim etkisi reklamınkinden daha fazla olacaktır. Reklamlar, radyo ve televizyon yayınlarında ayrıca kategorize edilmesi, programlardan açıkça anlaşılabilecek biçimde ayrılması sebebiyle izleyiciler tarafından daha kontrollü bir şekilde izlenmektedir Buna karşın ürün yerleştirmede mevzuat gereğince program başı, sonu ve bitişinde bir uyarıyla belirtilirken ürün veya hizmetler program akışı boyunca gösterilebilmektedir. Bu yolla ürün yerleştirmede gösterilen ürün ve hizmetlerin doğal ortamda sunulması izleyicilerde beklenen iletişim etkisini oluşturabilmekte reklam ve diğer ticari iletişim faaliyetlerine oranla daha başarılı olabilir. Bir anlamda ürün veya hizmetin izleyiciler tarafından tercih edilen programın bir parçası olarak sunulması o ürün veya hizmetin programdaki görüntüsünün pazarlama faaliyeti olarak değerlendirilmemesini sağlayabilecektir. Bu algı ürün veya hizmetin, yapımı izleyen izleyiciler tarafından kabulünü daha kolay kılacağı gibi izleyicilerde ürün ve hizmet hakkında iletişim faaliyetini kurgulayanların istediği tutum ve davranış değişikliğini daha hızlı sağlayabilecektir. Bununla birlikte Öztürk ve Okumuş; ürün yerleştirme uygulamasının marka tutundurma, hatırlama ve tanınmasına olan katkısına ilişkin birçok araştırmayı paylaştığı çalışmasında “ürün yerleştirmenin izleyici üzerinde etkilerinin (markaya aşinalık, dikkat, tanıma, hatırlama, tutum, satın alma niyeti ve marka imajı vb.); izleyici, mesaj ve medya aracı seçimi dâhilinde farklı düzeylerde şekillendiğini” ileri sürmektedir (2014, s.25).

Nihai olarak ticari iletişim, tüketici olarak görülen kişilerin zihinlerinde ürün veya hizmeti satanların çıkarları doğrultusunda yer etmeyi talep eder. Bunun için iletişim faaliyetlerinin en temelde bireyin belleğinde yer etmesi gerekmektedir. Var olan çalışmalar neticesinde bu noktada insan belleği ile ilgili bilgiler değerlendirilmelidir.

İnsanda üç tür belleğin olduğu bilinmektedir. Bunlardan ilki olan duyumsal bellek birkaç saniyelik bilgi depolama sağlayan çok kısa süreli bilgi tutmayı mümkün kılan bellektir ve genellikle fiziksel niteliktedir (Odabaşı ve Barış, 2017, s. 98). Yeterli dikkat verilmezse bilgiler unutulur, aksi durumda ise kısa süreli bellek olarak nitelendirilen ikinci bellek türüne gönderilir (a.g.e. , s.98). Kısa süreli bellek sınırlı kapasitesine karşın belirli bir süreliğine de olsa bilgi depolama yapabilmektedir. Son olarak uzun süreli bellek ise bilgilerin uzun süreli depolandığı alandır (a.g.e. , s.98). Markalar iletişim faaliyetlerini marka ile ilgili bilgilerinin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarılması için ticari iletişim yoluyla kurgulamaktadır (a.g.e. , s.99). Bu noktada “insanların bir durumda neye inanması veya nasıl davranması gerektiğine karar vermek için etraftaki diğer insanların nasıl davrandıklarına veya neye inandıklarına baktığı söyleyen” toplumsal kanıt ilkesi devreye girmektedir (Cialdini, 2018; s.217).

Belleğe alınma süreci ve toplumsal kanıt ilkesi birlikte düşünüldüğünde ürün yerleştirme uygulamasının ürün ve hizmetin uzun süreli bellekte yer bulması adına etkili bir uygulama olacağı değerlendirilmektedir. Ancak tüm bu bilgiler ışığında ürün yerleştirme uygulamasının etkililiği ve kalıcılığı göz önünde bulundurularak, bu ticari iletişim faaliyetinin kötüye kullanılmasının yapısal ve derin toplumsal sorunlara sebebiyet verebileceği de anlaşılmaktadır. Bu sebeple yayıncılık konusunda alanla ilgili düzenleme yapma gerekliliği hususu ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan uygulama ile ilgili düzenlemelerin arka planının görülmesi ve görsel-işitsel medya hizmetleri alanında Türkiye’deki en son mevzuat olan 6112 sayılı Kanun’un öncesi ve sonrası olarak değerlendirmeye tabi tutulmasının görsel-işitsel medya hizmetlerinde ürün yerleştirme ile ilgili mevzuatın değerlendirmesini yapma açısından önemli olduğu düşünülmektedir.

Ulusal Mevzuat Çerçevesinde Ürün Yerleştirmeye İlişkin Tanımlar ve Kapsam

Tarihsel Arka Plan

Türkiye’de ürün yerleştirme sürecini 6112 sayılı Kanun Öncesi ve 6112 sayılı Kanun Sonrası diye ikiye ayırarak aktarmak genel çerçevenin anlaşılması bakımından daha doğru olacaktır. 6112 sayılı Kanun öncesinde ürün yerleştirme kavramı yayıncılık mevzuatında yer almaz iken sadece “reklam” ve “gizli reklam” kavramlarına değinilmiştir. Bu anlamda ürün yerleştirme uygulamasının mevzuat açısından çok yeni bir kavram olduğu söylenebilir. Bu durum 6112 Sayılı Kanun ile yapılan düzenlemelerde olası bazı aksaklıklar yaşanmasının ve eksikliklerin sebebi görülebilir.

Bahse konu mevzuat hükümlerinde reklam kavramının tanımında “ayrım ilkesi/separation principle”, bir başka deyişle reklamın programın diğer unsurlarından görsel ve/veya işitsel olarak ayrımı en önemli husus olarak öne çıkmaktadır. Burada amaç; öncelikle izler-kitlenin gizli ticari mesajlardan korunması, daha sonra yayıncının editoryal bağımsızlığı ve bütünlüğünün korunması, farklı markalar arasında adil bir rekabetin sağlanmasıdır denilebilir. Reklamlardaki ayrım ilkesinin gizli reklam yasağının temelini oluşturmakta olduğu düşünülmektedir.

20 Nisan 1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’da gizli reklam tanımlanmamakla beraber, Kanunun 21. maddesinde yer alan “Her türlü yayında gizli reklam yapılması yasaktır” hükmü ile gizli reklam yasaklanmıştır. 1994 yılında hazırlanan Yayın Esas ve Usulleri hakkında Yönetmelik içerisinde gizli reklama ilişkin ayrı bir madde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde gizli reklam; “Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz” ifadesiyle açıklanmış ve bu kapsamda düzenleyici hükümlere yer verilmiştir.

Tüm bu mevzuat hükümlerinde belirtilmesine karşın gizli reklam tanımı, yayıncılık mevzuatımıza ilk olarak 2003 yılında değiştirilen Yayın Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelikte düzenlenen 4’üncü madde kapsamında yerleşmiştir. Bu mevzuata göre “gizli reklam” “  Yayıncı tarafından reklam yapma maksadıyla, malların, hizmetlerin, ismin, ticari markanın veya üretici veya hizmet sağlayıcının faaliyetlerinin, para karşılığı veya benzer sebeplerle, programlarda logo, ticari unvan, tescilli marka, görüntü, sözlü ifade veya bunları çağrıştırabilecek imalar yoluyla tanıtımı” olarak tanımlanmıştır. Söz konusu gizli reklam tanımının Avrupa Birliği’nin 1997 tarihli Sınır Tanımayan Televizyon Yönergesinde (Television Without Frontiers Directive-TWF) yer alan tanıma uyumlu olarak hazırlandığı söylenebilir. Bu tanımda temel kıstaslar, yayıncının maksatlı davranarak reklam yapması, reklam kurallarının dışında bir ürün veya hizmetin reklamını yapması ve izleyiciyi yanlış yönlendirebilmesidir. Anılan mevzuat hükümlerine uygun olarak 6112 sayılı Kanun öncesinde yerli dizi filmlerde ürün yerleştirme anlamında yer alan uygulamalar gizli reklam kapsamında değerlendirilip yaptırım uygulanmaktayken; yurtdışı kaynaklı, özellikle ABD’den ithal, dizi, televizyon ve sinema filmlerindeki ürün yerleştirme uygulamaları yaptırım dışı kalmıştır. Söz konusu dönem zarfında Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ve 3984 sayılı Kanunun temelini oluşturan Avrupa Konseyi Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi ile Avrupa Birliği yayıncılık mevzuatı olan Sınır Tanımayan Televizyon Yönergesinde de ürün yerleştirmeye ilişkin bir düzenleme bulunmaması 6112 sayılı Kanun öncesinde Türkiye’de ürün yerleştirmeye ilişkin neden herhangi bir düzenleme olmadığını gösterir niteliktedir.

6112 Sayılı Kanun ve Ürün Yerleştirme

2000’li yılların başlarında gerek ülkemiz gerekse Avrupa görsel-işitsel medya sektöründeki reklam pastasının daralması ve buna ilave olarak söz konusu sektörlerle Hollywood arasında haksız rekabet olduğu ve yerli endüstrinin zarar gördüğü tartışmaları o yıllarda “ürün yerleştirme” uygulamasının önünü açmıştır denilebilir. Sektörün tüm aktörlerinin katkılarıyla, ilk etapta 2009 yılında Avrupa Birliği (AB) yayıncılık mevzuatı değiştirilmiştir. AB’de yayıncılık alanındaki Sınırtanımayan Televizyon Yönergesi yapılan değişikliklerle beraber Görsel-işitsel Medya Hizmetleri Yönergesi’ne dönüşmüştür.

Görsel-işitsel Medya Hizmetleri Yönergesi kapsamında “ürün yerleştirme” uygulamasına koşullu izin veren hükümler geliştirilmiştir. Bu metinde 1. madde m bendi ürün yerleştirmeyi “bir ürün, hizmet veya ticari markanın, ücret veya benzeri bir karşılıkla, program içine dâhil edilerek veya bunlara atıf yapılarak program içinde gösterildiği her tür görsel işitsel ticari iletişim” olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte yönergenin 11. maddesi ürün yerleştirmenin uygulamasına ilişkin kapsamlı bazı hükümler içermektedir. Var olan bu maddeler çerçevesinde ürün yerleştirme sinematografik eserlerde, görsel-işitsel medya hizmetleri için yapılmış film ve dizilerde, spor programlarında ve hafif eğlence programlarında serbest bırakılırken çocuk programlarında yasaklanmaktadır. Ayrıca tanıtımı yapılan ürün veya hizmetin doğrudan satışı veya kiralanması teşvik edilemeyecek, ürün yerleştirme hakkında izleyici program başı, arası ve sonunda bilgilendirilecek, ürün veya hizmetin yerleştirilmesinde aşırı vurgudan uzak durulacaktır. Ticari iletişim maddelerine benzer biçimde tütün ürünleri ile reçeteye tabi ilaçların ürün yerleştirmesine izin verilmeyeceği ilaveten belirtilmiştir. Mevzuatın ilgili maddesi ürün yerleştirmenin medya hizmet sağlayıcısının sorumluluğuna ve editoryal bağımsızlığına etki etmemesi gerektiğini belirtmektedir. Tüm bu çerçevede uluslararası mevzuatın ürün yerleştirme ile ilgili maddelerinin her ne kadar medya sektörünün teşvik edilmesi ve sınırlarının genişletilmesini sağlasa da toplumun menfaatlerini de gözettiği değerlendirilmektedir. Birçok madde yayıncılık için kamu menfaatine yönelik sınırlılıklar ön görmektedir. Tütün ürünleri ve ilaçların ürün yerleştirmesine ilişkin sınırlamalar halk sağlığına yönelik hassasiyetlerin bir göstergesi kabul edilebilecekken, çocuk programlarında ürün yerleştirmenin yasaklanması toplumun incinebilir kesiminden sayılan küçük yaştaki bireylerin korunmasına yönelik bir adım olarak değerlendirilmektedir. Özellikle aşırı vurgu konusundaki sınırlamaların, toplumun fiziksel ve zihinsel sağlığına önem verildiğinin ve ticari iletişim uygulamasının zararlı etkilerinin önüne geçilmesini ön gördüğü için yapıldığı düşünülmektedir. Buna karşın hukuki metinde ticari iletişim ve tele-alışveriş gibi bölümlerde alkol ürünlerinin tanıtımına ilişkin sert tedbirlere yer verilmekteyse de ürün yerleştirme ile ilgili bölümde bu ürünlerle ilgili hükümlerin yer almamasının bir eksiklik olduğu değerlendirilmektedir.

Genel olarak AB mevzuatının ürün yerleştirmeye ilişkin sektörün ihtiyaçları çerçevesinde ortaya çıktığı söylenebilir. Bir anlamda var olan ekonomik koşullar medya alanında ticari teşvik ve esnek ticari iletişim uygulamarının önünü açmıştır. Bu durum özel sektöre bir alan açmaktayken toplum açısından bazı sakıncaları da içerisinde barındırmaktadır. Özellikle ürün yerleştirme konusunda kötüye kullanıma ilişkin gerekli tedbirlerin alınması birey ve toplum yararı adına önemli bir konudur. Bununla beraber ilgili mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde birey ve toplumun menfaatlerinin de düşünüldüğü görülmektedir.

Türkiye’de ürün yerleştirmeye ilişkin süreç Avrupa Birliğindeki gelişmelere paralel olarak başlatılmıştır. Avrupa Birliği’nde Görsel-işitsel Medya Hizmetleri Yönergesinin yayımlanmasıyla beraber Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından Türkiye’deki yayıncılık paydaşlarının talepleri gözetilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından değerlendirilerek 6112 sayılı Radyo ve Televizyon Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun 2011 yılında kabul edilmiştir. Bu gelişmeyle birlikte “ürün yerleştirme” Türkiye’de de yasallaşmıştır.  Böylece, 3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 sayılı Kanun ürün yerleştirme uygulamalarına sınırlı serbestlik sağlamıştır. Yeni Kanun’la beraber ayrı bir bölümde ürün yerleştirmeye ilişkin 5 madde Kanun’da yer almaktadır. Bu 5 maddenin tamamının AB yayıncılık mevzuatı Görsel-işitsel Medya Hizmetleri Yönergesi’nden alındığı tespit edilmiştir. Bir anlamda Türkiye’de ürün yerleştirme ile ilgili mevzuat, Avrupa Birliği yayıncılık hukukuna uygun biçimde şekillenmiştir. Bu durum Avrupa’daki birikimin Türkiye’ye aktarılması bakımından olumlu görüleceği gibi bazı mevzuatsal sıkıntıları da beraberinde getirebileceği düşünülmektedir. Bu anlamda var olan hukuki metinlerin ülkeye uyumu hususunda gerekli değişiklik, ekleme ve çıkarmaların yapılabilmesi önem arz etmektedir.

Türkiye’de ürün yerleştirme ile ilgili 6112 sayılı Kanun’un 13. maddesi gerekli düzenlemeleri içermektedir. Bu düzenlemelerden ilki “sinema ve televizyon için yapılmış filmler, diziler ile spor ve genel eğlence programları haricinde, yayınlarda ürün yerleştirmeye yönelik uygulamalara yer verilemez. Ürün yerleştirme uygulamaları ticarî iletişimle ilgili düzenlemelere tabidir.” hükmüdür. Bu maddeyle beraber haber bültenlerinde, çocuk programlarında ve dinî programlarda ürün yerleştirmeye izin verilemeyeceği dördüncü fıkrada açıkça belirtilmektedir. Özellikle toplumun incinebilir kesimi olarak nitelenebilecek ve özel bir korumaya muhtaç olan çocukların olumsuz etkiye maruz kalmaması adına olumlu bir sınırlama olduğu söylenebilir. Bununla birlikte dini istismar ve haber programları yoluyla algı yönetimine müsaade edilmemesi adına ürün yerleştirmenin haber ve dini programlarda kullanılamayacağının güvence altına alınması Kanun’un toplum adına bazı hassasiyetleri göz önünde bulundurduğunun göstergesi kabul edilebilir. Bununla birlikte ürün yerleştirmeye ilişkin hükümlerin bu maddeyle beraber ticari iletişim ile ilgili hükümlere bağlanması; tütün ve alkol ürünleri, reçeteye bağlı ilaçların ticari iletişimini kısıtlamasının yanı sıra yanıltıcı olmamak, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar vermemek gibi ilkelerine riayet etmesini de beraberinde getirmektedir. Mezkûr kanun maddesi beşinci fıkrasında ticarî iletişimi yasaklanmış ürünlerin ürün yerleştirme uygulaması yoluyla medya hizmetlerinde kullanılamayacağı ayrıca belirtilmektedir. Durum genel olarak değerlendirildiğinde mevzuatın sadece özel sektörün menfaatlerini göz ettiği iddialarının doğruyu yansıtmadığı ifade edilmelidir.

Diğer bir hüküm “Üst Kurul tarafından belirlenecek şartlarda, belirli mal ve hizmetlerin ücretsiz olarak program içine dâhil edildiği durumlarda da ürün yerleştirmeye izin verilebilir.” maddesidir. Burada ürün yerleştirmeyle ilgili yayıncı, marka ve reklam ajanslarına bir serbestiyet sağlanmıştır denilebilir. İlgili Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında “Ürün yerleştirmenin, medya hizmet sağlayıcının editoryal bağımsızlığını ve sorumluluğunu etkilemesine izin verilmez. Ürün yerleştirmede, ürün veya hizmetlerin kiralanması veya satın alınması doğrudan teşvik edilemez ve ürüne aşırı vurgu yapılamaz. İzleyiciler, programın başında, sonunda ve reklam arası sonrasında program başladığında, ürün yerleştirmenin varlığı hakkında açıkça bilgilendirilir.” hükmü yer almaktadır. Yönetmelik, Kanun hükümlerinden farklı olarak “Aşırı vurgu” kavramını 14. madde üçünü fıkrada ayrıntılı olarak açıklamıştır. Yönetmelik kapsamında “aşırı vurgu” kavramı; yerleştirme yapılan ürün veya hizmetin övülmesi, belli bir ürüne tercih bildirilmesi, ürün veya hizmetlere özel tanıtıcı atıflar yapılması, ürüne ilişkin detaylı bilgi verilmesi ve farklı çekim teknikleriyle ürünün ön plana çıkarılması olarak değerlendirilmektedir. Ürün yerleştirme ile program içerisine yerleştirilen ürünün programın bir parçasıymış gibi doğal mecrasında kullanılmasını 14. maddenin dördüncü fıkrasında da yer alan hükümle ayrıca düzenlemiştir. Tüm bu bilgilere ek olarak Yönetmelikteki ilgili maddenin altıncı fıkrası ürün yerleştirilen bir programda ürün yerleştirme esnasında yerleştirilen ürüne ilişkin bant reklam yapılmamasını öngörmektedir. Tüm bu çerçevede mevzuat hükümlerinin ürün yerleştirme uygulamasına ilişkin detaylı açıklamalara sahip olduğu düşünülmektedir. Bu bakımdan mevzuatsal anlamda ürün yerleştirme uygulamasına ilişkin bir yetersizlikten çok hükümlerin bireyler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesinin önem taşıdığı düşünülmektedir.

Sonuç ve Öneriler

Radyo ve televizyon içeriklerinin bireyler ve toplum üzerinde etkileri olduğu, gerçekleştirilen araştırmalar çerçevesinde bilinmektedir. Zihinlerdeki dünyanın şekillenmesi ve insanların var olan gerçekliği nasıl ve ne şekilde algılayacakları hususunda kitle iletişim araçları esas belirleyicilerdendir. Radyo ve televizyon içerikleri bireylere gerçekliği kurgu yoluyla sunarak onların üzerinde istenilen algı, tutum ve/veya davranış değişikliğini sağlamak istemektedir (Güneş,1996, s.61) Bu sebeple önü alınamaz ve derin sorunlarla karşılaşmamak adına kamu otoriteleri gerekli tedbirleri almak durumundadır.

Bu araştırmada ticari iletişim kavramının içerisinde değerlendirilen ürün yerleştirme uygulamasının mevzuatta yer almasının gerekliliği; radyo ve televizyon hizmetlerindeki ulusal ve uluslararası mevzuatta nasıl ele alındığı irdelenmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda Türkiye’de kamu otoritelerinin ürün yerleştirme konusunda dünyadaki gelişmeler paralelinde düzenleme yapma ihtiyacı doğduğu, bu alanda yapılan kanuni değişikliklerin gerekli olduğu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte 6112 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin Avrupa Birliği’nin yayıncılık mevzuatı olan Görsel-işitsel Medya Hizmetleri Yönergesi baz alınarak hazırlandığı ve uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca ürün yerleştirme konusunda 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da yer verilen sınırlayıcı nitelikteki düzenlemelerin sadece özel sektörün çıkarları gözetilerek hazırlandığı eleştirilerinin anlamlı olmadığı değerlendirilmektedir. İlgili mevzuat hükümlerinin gerek incinebilir kesimlerin gözetilmesi gerekse de toplumsal ve bireysel sorunların oluşmaması adına birçok düzenlemeye yer vermesi açısından yeterli olduğu görülmüştür. Tüm bunlara ek olarak ticari iletişim faaliyetlerinin, özel olarak reklam ve ürün yerleştirme uygulamasının bireyler üzerindeki etkileri üzerine araştırma yapılması gerekmektedir. Ürün yerleştirme uygulamasının kullanılan ürün ve hizmetler, hedef kitle gibi değişkenler açısından irdelenmesi; tutum ve davranış değişikliğine etkisi bakımından araştırılması var olan mevzuatı zenginleştirme, daha isabetli hukuki metinlerin düzenlemesi bakımından alana anlamlı katkılar sunacağı düşünülmektedir.

 

KAYNAKÇA

Basılı Kaynaklar

Ateşalp, S. ve Taşdemir, B. (2014), “Ürün Yerleştirme ve Editoryal İçerik İle İlgili Artan Kaygılar: Türkiye’de Televizyon Draması Sektörü Örneği” Galatasaray İletişim Dergisi sayı 21 s. 51-78

Cialdini, R. B. (2018) İknanın Psikolojisi. İstanbul: Mediacat Yayıncılık

Güneş, S. (1996) Medya ve Kültür; Sessiz Yığınların Kültürel İntiharı (s.61)

Odabaşı, Y. ve Barış, G. (2017) Tüketici Davranışı. İstanbul: Mediacat Yayıncılık

Okumuş, A. ve Öztürk, S. (2014). Pazarlama İletişimi Aracı Olarak Ürün Yerleştirme: Kavramsal Bir Çerçeve. İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü Dergisi sayı 76 s.1-34

Tığlı, M. (2004), Bir Aktör Olarak Markalar, İstanbul: Türkmen

Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2013) Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Hukuki Metinler

Sınır Tanımayan Televizyon Yönergesi

Avrupa Birliği Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi

Avrupa Konseyi Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi

20 Nisan 1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun

20 Nisan 1994 tarihli Yayın Esas ve Usulleri hakkında Yönetmelik

3 Mart 2011 tarihli 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun

2 Kasım 2011 tarihli Yayın Hizmeti Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik

Yıllar Sonra Aynı İnsan

İnsan yaratıldı. O tarihten bu yana ne varsa insana dair hep yaşadı. Devir değişti, şartlar farklılaştı, yönetimler devrildi, düzen bozuldu, düzen kuruldu, sistem sonra tekrar parçalandı, elbiseler değişti, eşyalar dönüştü ama insan ve insana dair hemen tüm duygular yıllara rağmen aynı kaldı. Duygular, sorunlar ve devam eden sorular… İnsanın kıskançlığı aynı kaldı, sevgi var oldu hep; cefa, vefa, eza, dostluk, haset, riya, rüşvet, nefis, cömertlik… Çoğaltalım bu kavramları. Eski metinlere de baktığımızda kılık değiştiriyor görünseler de hep aynı kaldılar. İnsana ait olan ne varsa insanla beraber yürüdü. Adem’den günümüze ulaştılar.

Bir tren yolculuğunda “Nihayet” adında bir dergiyi kapağı ve dikkatimi çeken birkaç yazı başlığı için almıştım. İçinde Edip Ahmet Bin Yükneki’nin ahlak ve öğüt kitabı diyebileceğimiz eseri Atebetü’l-Hakâyık kitabından bir bölüm vardı. Yazara bakmadan göz gezdirmiştim yazıya. Ne kadar da isabetli okumuş günümüzü derken en altta 12. yüzyılda yazılmış bir eserin künye bilgileri ilişti gözüme. Açıkçası şaşırmadım ama bir insanın o dönemde insan olduğunu hatırlatması bakımından anlamlı geldi, beğendim ve burada da paylaşmak istedim. Buyurunuz:

“Dostluk yalan oldu, gerçek dostluk nerede hani? Binlerce dosttan bir tek doğru dost bulunmaz. Birçok insan görünüşte gerçek dost gibiyse de içten vefasızdır. Bunu bil.

Bugünlerde (12. y.y.) dünya insanlığının durumu çok kötüdür. Yazık, insanlık nereye gitti? Vefa gölünün suyu çekildi, kaynaklar kurudu. Cefa doldu taştı, denizden de enginleşti.

Hani sözü tutmak, emaneti korumak; hani iyilik! Korkarım, sonunda hayırlı işler de ortadan kalkacak. İyiliğin başı gitti, elbette sonu da gidecektir. Kötülüğün önü geldi, sonu da gelecektir.

Dünya düşmanlık, eziyet ve cefa ile doldu. Hani bir vefalı? Varsa ara, bakayım. Sen bozuksun, onun için dünya da bozuldu. Niçin bu dünyaya sitem ediyorsun? İslam garip idi yine garip oldu. İbadet riya, Abid mecaz oldu…

Hani emri-maruf kılan iyi adam? İyi insanın duracağı yerin kendisi nerede? İnsanı bir kenara bırakıp sen zamanı kötülersin. Zamanı yerme, insanları kötüle.

Kim ikiyüzlüyse saygın adamdır. Kendine rağbet edilmesini dilersen git ikiyüzlü ol. Haklı olana, hakkını kullanma yolları tıkanmıştır. Haksız olana ise bütün yollar geniştir.

Ey ahlaksız kişi, sevinçle dolaş. Bu senin zamanındır, istediğini yap. İstediğin gibi rahat ve kaygısız yaşa. Seni hangi yerde engellediler; sana hangi sözlerle engel çıktı?

Utanma kayboldu; araştırsan kokusunu bulamazsın. Helal yiyen kalmadı, helalin vücudu şöyle dursun eseri bile görünmüyor. Haram yiyen yediğini haram saymıyor.

Dünya hüner ve erdem sahibi kişilere çok daha vefasızdır. Hünersizler daha az cefa çeker. Erdem sahibi bu dünyada nasıl kusur işlemiştir de bu dünya ona durmadan eziyet çektirir?”

15 Temmuz Darbe Girişiminin Reytinglere Etkisi

Dünyanın birçok bölgesinde farklı şekillerde karşımıza çıkan askeri darbe ve darbe girişimleri silahlarla sivil hükümetleri hedef almaktayken insan hakları ve hukuk düzenine kast etmektedir. Darbeler, hukuki düzenin askıya alınarak sivil otoritenin saf dışı bırakılmasını amaçlar. Türkiye Cumhuriyet tarihi, askeri güçle sivil hükümetlerin devrildiği birçok girişimi yazmaktadır. 1950’li yılların başbakanı Adnan Menderes’in Sosyalist Sovyet Cumhuriyetler Birliği ile yakınlaşmasının sonucu olarak mevcut hükümete karşı girişilen Amerikan destekli 1960 darbesi ile başlayan süreç, sivil iradenin yok sayılarak bürokratik vesayetin desteklenmesi amacıyla verilen 1971 Muhtırası ile devam etti. Türkiye’nin demokratikleşme sürecine darbe indiren ve Amerikalı bir diplomatın Pentagona darbe haberini Ankara’dan iletirken “bizim çocuklar işi bitirdi” şeklinde ifade ettikleri 1980 Darbesi ile milyonlarca insan hukuksuz uygulamalara maruz bırakılmıştır. Daha sonra 28 Şubat Darbesi ile ülkedeki halkın iradesi yeniden yok sayılmıştır. 15 Temmuz Darbe Girişimi de benzer biçimde Türkiye’deki mevcut sivil hükümeti iktidardan düşürmeyi planlamış ve hukuksuz birçok eyleme girişmiştir. Bu darbe girişiminin aynı zamanda Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve hukuki düzenine bir darbe vurmak olduğu ifade edilmelidir. Fakat önceki darbe girişimlerinin halkta uyandırdığı nefret ve farkındalık 15 Temmuz’da halkın iradesine ve haklarına sahip çıkması ile neticelenmiştir. Anılan çerçevede ülkemizde 15 Temmuz 2016 tarihi hem siyasi hem toplumsal anlamda önemli bir dönüm noktası olarak görülmelidir.

Türk halkının mezkûr darbe girişimine sokaklarda vermiş olduğu tepki haricinde gerek yeni medya gerek geleneksel medya araçları yoluyla darbe girişiminin medyaya yansıyan yanı önemli bir konu başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de özellikle geleneksel medya mecrasında değerlendirilen televizyon, medya alanının gözde iletişim araçlarından birisi olarak öne çıkmıştır (bbc.com). Bu sebepledir ki Türk halkının televizyon izleme eğilimleri birçok disiplin ile ilişkili olarak değerlendirmelere tabi tutulmalı ve tartışılmalıdır. 15 Temmuz 2016 özelinde bu tartışmaların merkezinde yer alan konulardan birisi Türk halkının televizyonlarda hangi türde programları tercih ettiği hususudur denilebilir. Reyting sistemi aracılığıyla yapılan ölçümlemeler, Türk toplumunun 15 Temmuz 2016 öncesi ve sonrasında televizyon programlarını tercih etmesinde bir farklılık olup olmadığını bize göstermektedir. Reyting sistemi, televizyondaki içeriğin izlenme durumunu bir veri halinde sunabilen en temel araçtır; televizyon kanallarında zaman ve program temelli olarak ölçümleme yapan ve hangi televizyon kanalını hangi sosyo-ekonomik statüdeki kişinin ne oranda seyrettiğini belirlemeye yarayan sistemin adı olarak tanımlanabilir.

Türkiye’de reyting listesinde ilk sıralarda yer alan programlar, Türk televizyon izleyicisinin ve Türk halkının beğeni ve tercihlerinin bir boyutunu göstererek toplumsal, sosyolojik yorumlar yapmaya olanak tanımaktadır. Yapılan analizler eşliğinde darbe girişimi öncesi ve sonrasında bu girişimin televizyona yansıması, incelenmesi gereken bir konu başlığı olarak görülmektedir. Bu sebeple Türk halkının televizyon eğilimlerinin analiz edilmesi ve darbeler bağlamında ele alınması 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin bir boyutuna ışık tutacaktır.

Reyting Sistemi

Televizyon yayın hizmetlerinin izlenme durumlarını gösteren en temel araç reyting sistemidir. Reyting ölçümlemeleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun ilgili mevzuatı uyarınca TİAK A.Ş. eliyle gerçekleştirilmektedir. Bu ölçümlemelere ilişkin denetleme görevi, TİAK A.Ş. tarafından bağımsız bir şirkete yaptırılmaktadır.  Tüm bu ölçümleme ve denetleme süreci Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nezdinde kontrol edilmektedir. Bu sebeple reyting ölçümlemelerinin çoklu bir kontrol mekanizmasından geçtiği belirtilebilir. Bu noktada reyting sistemine dâhil olan kanal sayısının kısıtlı olduğunu da ifade etmek yerinde olacaktır. 2015 ve 2016 yıllarında tam zamanlı ölçümleme yapılan kanal sayısı 12’dir. Televizyon izleyicisi içerisinde bu kanalları izleyenlerin oranı 2015 yılında %60’lı oranlara yaklaşıkken 2016 yılında bu oran  %63,24’tür. Bu veriden hareketle Türkiye’deki ana akım medya kuruluşlarının seyredilme oranlarının arttığı söylenebilir.

 

Tablo 1. 2015 Yılında tam Zamanlı Raporlanan Kanalların Aynı Yıl İçindeki “Share” Oranları

Sıra No Kanal İsmi Share Oranı
1 ATV % 7,91
2 FOX TV % 9,26
3 KANAL 7 % 2,95
4 KANAL D % 8,25
5 SHOW TV % 6,43
6 STAR TV % 8,33
7 TRT 1 % 3,91
8 TRT BELGESEL VE TURİZM % 0,30
9 TRT ÇOCUK % 2,48
10 TRT HABER % 1,20
11 TRT SPOR % 1,18
12 TV 8 % 6,08
  Toplam % 58,28

Kaynak: TİAK

 

Tablo 2. 2016 Yılında tam Zamanlı Raporlanan Kanalların Aynı Yıl İçindeki “Share” Oranları

Sıra No Kanal İsmi Share Oranı
1 ATV % 9,91
2 FOX TV % 8,08
3 KANAL 7 % 4,42
4 KANAL D % 8,54
5 SHOW TV % 7,30
6 STAR TV % 8,07
7 TRT 1 % 4,63
8 TRT BELGESEL % 0,62
9 TRT ÇOCUK % 3,21
10 TRT HABER % 1,41
11 TRT SPOR % 1,15
12 TV 8 % 5,90
  Toplam % 63,24

Kaynak: TİAK

 

 

Türk halkının televizyon eğilimlerine bakıldığında açıklıkla ifade edilebilir ki televizyon daha çok eğlence ağırlıklı programların tercih edildiği bir kitle iltişim aracıdır. Türk televizyonlarında 2015 yılında dizi yüzde 46 ile en çok tercih edilen program türü iken yarışma yüzde 10 diğer eğlence programları yüzde 19’luk payla toplamda reyting listesinde izlenen programların 4’te 3’ünü eğlence programları oluşturmaktadır. Bilgilendirici programlar olarak sınıflandırılan haber programları ve diğer kategorisi ise Türk halkı tarafından bu yıl içerisinde daha az izlenmiştir denilebilir. 2016 yılında ise eğlence programlarının oranı bilgilendirici programlara oranla daha yüksek olmasına karşın bilgilendirici program türündeki yapımların tercih edilmesinde ciddi bir artış olduğu görülmektedir. Haber programlarının reyting listesinde yer bulması, Türk halkı tarafından tercih edilmesi durumunun Oxford Üniversitesi’ne bağlı Reuters Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırmadaki sonuçlarda belirtildiği üzere Türk halkının haber alma kaynağı olarak %80 oranında televizyonu tercih etmesinin etkili olduğu söylenebilir (bbc.com). Özellikle 15 Temmuz yaşandıktan sonra bilgilendirici programlar televizyonda çok daha fazla tercih edilmiştir denilebilir. Türk halkının yaşanan gelişmeler sonrasında haber programlarını daha fazla izlediği veriler ışığında söylenebilir. Her ne kadar Postman “eğlencenin televizyonun üst ideolojisi olduğunu” ifade etse de bu çalışmada haber programları bilgilendirme işlevi başlığı altında değerlendirilecektir (Akt.: Şentürk, 2017, s.242).Bu çerçevede sonuç olarak 2015 ve 2016 yıllarındaki reyting listeleri ile beraber değerlendirildiğinde televizyon Türkiye’de eğlence aracı olarak görüleceği gibi bilgilendirme işlevini yerine getiren bir kitle iletişim aracıdır denilebilir.

 

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi, Girişim Öncesi ve Sonrasında Reytingler

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi İngiliz aklı ve Amerikan planlaması doğrultusunda ajanlık faaliyeti yürütmekte olan Fethullah Gülen ve onun militanları tarafından mevcut hükümetin (Adalet ve Kalkınma Partisi) yönetimden el çektirilmesini sağlama ve Türkiye’de yönetimi ele geçirme amacıyla düzenlenmiştir denilebilir. Gülen örgütü bilindiği üzere dış ülkelerin Türkiye üzerinde operasyon yapmalarını sağlama amacıyla kurulmuş ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunan bir örgüttür (Çaylak, 2017, s.774). Fetullahçı Terör Örgütü Lideri Fetullah Gülen’in ABD’de yerleşik olması, darbe soruşturmalarına da konu edinilen FETÖ’nün “hava kuvvetleri imamı” Adil Öksüz başta olmak üzere birçok kritik ismin darbe girişimi arifesinde Türkiye-Pensilvanya hattında sağladıkları trafik, FETÖ darbe girişiminin başarısızlığa uğraması sonrası yurtdışında bulunan ya da yurtdışına kaçmayı başaran terör örgütü militanlarına Almanya başta olmak üzere birçok Batı başkentinin sahip çıkması, darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı ana değin PKK’nın üstü kapalı bir eylemsizlik içerisine girmesi, Suriye’nin Kuzeyinde IŞİD ve PKK/PYD’nin sınır hattı boyunca Türkiye’de ortaya çıkacak bir anarşi için eylem hazırlığı içerisinde olduğu yönündeki güçlü emarelerin ortaya çıkması gibi birçok husus 15 Temmuz kalkışmasının dış destek bulan bir darbe girişimden ziyade dışardan planlanan ve içerideki terör örgütleri eliyle sahneye konan bir plan olduğunu düşündürmektedir.

Bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirmeye çalıştığı darbe ve darbeye karşı verilen “sivil direniş”, Türk siyasi ve toplumsal hayatına sivilleşme ve demokratik hakların korunması konularında yeni bir boyut kazandırmıştır denilebilir. Türk halkının Fettullahçı Terör Örgütü’nün askeri yapılanmasının gerçekleştirmeye çalıştığı eylemlere karşı mücadele vermesi, bir anlamda sivil iradeye sahip çıkmaları Türkiye tarihinde eşi olmayan bir durumdur. Bu sebeple bu darbe girişimi tüm boyutlarıyla ele alınması önem arz etmektedir. Çünkü “askeri müdahalelerin görünür gerçekleri yanında siyasi sistemi dönüşüme uğratmaya yönelik düşüncelerle” yapıldığı söylenebilir (Doğan, 1997, s. 125). Bu dönüşüm girişimine karşı sivil direnişin sokaklarda başarılı olması ve darbe girişiminin bertarafar edilmesi sonrasında hem o gece hem daha sonraki süreçte darbe girişiminin medyaya yansıması ayrı bir konu başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu çerçevede temel olarak darbe girişimine karşı halkın tutumu ve direnişini köklü bir değişimin temel işareti görülebilir (Yılmaz, 2016, s. 61-69). Türkiye’de televizyonun bu bağlamda incelenmesi, darbe öncesi ve sonrası süreçte içeriğinin analiz edilmesi darbe girişiminin hem etkisi hem de tam anlamıyla analiz edilebilmesine büyük katkı sunacaktır. Bu çerçevede televizyonun 15 Temmuz 2016 öncesindeki 1 ay açık ara eğlence amacıyla tercih edildiği görülürken sonrasında haber programlarının en çok izlenen program türü olduğu belirlenmiştir.

Eğlence kutusu olarak nitelendirilen televizyonun 15 Temmuz 2016 sonrasındaki bir ay bilgi alma amacıyla tercih edilmesi dikkat çeken bir konudur. Özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında darbe girişimi ile ilgili duyulan haber alma ihtiyacı ve televizyon kanallarının girişim sonrası çok daha fazla haber içerikli programları yayına sunması bu durumun oluşmasında temel sebepler olarak görülebilir. Bu noktada Türk halkının servis edilen haber programlarını tercih etmesi sonucu bu programların reyting listesinde üst sıralarda yer alması bir anlamda Türk halkının darbe girişimine karşı vermiş olduğu bir tepki olarak görülebilir. Bu noktada belirtilmelidir ki FETÖ iltisaklı kişilerin de aileleri ve diğer yakınlarının televizyonlarda gelişmeleri takip etmekte olduğu düşünülebilir. Tüm bu etkenler sonucunda Türk televizyon izleyicisi 15 Temmuz süreci sonrasındaki bir ay boyunca haber programları türündeki yapımları daha fazla izlemiştir.

Televizyon reytinglerine 2016 yılında 15 Temmuz öncesinde bakıldığında eğlence türündeki yapımların ağırlığı görülmekteyken, bir önceki seneye oranla haber program türü yapımların izlenmesinde küçük bir oransal yükselme görülmektedir. Yıl boyunca siyasi gelişmelerin canlılığını koruması ve özellikle 15 Temmuz tarihine gelene kadar iktidar ve muhalefet cephesindeki siyasi çıkışların bu oransal yükselmede etkili olduğu değerlendirilebilir. Bununla beraber 15 Temmuz 2016 sonrasında reytinglerde oransal olarak yükselme gösteren tek program türü haber programıdır. Türk televizyon izleyicisi 15 Temmuz sonrasında haber içeriklerini daha çok takip etmiş ve diğer program türleri reyting listesinde senenin önceki bölümüne oranla daha az izlenmiştir. Bu veri Türk halkının yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmadığının ve ilgi duyduğunun bir göstergesi kabul edilebilir. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Türk halkı sokaklardaki direnişini ve canlılığı yaşanan gelişmeleri televizyonda haber programları yoluyla takip ederek medya alanında da sürdürmüştür.

Sonuç Yerine

Demokratik düzene sahip ülkelerde seçilmiş iktidarın ciddi bir toplumsal tabana dayandığı ve bu tabanı kaybetmesi durumunda seçimler yoluyla iktidar değişimlerinin gerçekleşebildiği hususu göz önünde bulundurulduğunda Türkiye gibi düzenli ve hilesiz seçimlerin varlığı ulusal ve uluslararası kuruluşlarca gözetilmekte ve teyit edilmekte olan bir ülkede darbelerin toplumsal bir tepki ile karşılaşması son derece olağan görülebilir. Bu durumda demokratik düzenin işlemekte olduğu ülkemizde darbelerin kitlesel bir karşılığı olmayacağından Latin Amerika ve Orta Doğu’daki darbelerde görüldüğü gibi bir dış desteğe ihtiyaç duyulacağı açık bir gerçektir. Bu kapsamda, batı basınının 15 Temmuz gecesi ve darbenin başarısızlığa uğramasını müteakip süreçte gerçekleştirdiği yayınlarda darbeye ilişkin haberleri ele alış ve sunuş biçimi oldukça dikkat çekici niteliktedir. Batı basının bu tutumu Türk toplumunda darbenin dış destek ve/veya planlama ile yapıldığı konusundaki düşünceleri pekiştirirken Batı Dünyasına dair büyük tepki ve güvensizliği de beraberinde getirmiştir. Bununla beraber Türkiye’deki ulusal basın, özellikle ulusal televizyon kanallarının yapmış oldukları yayınlar darbeye karşı halkın duruşunu anlatmak bakımından oldukça önemli bir rol oynamıştır denilebilir.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında gerek siyasi iradenin sokaklardaki direnişi canlı tutabilmek adına televizyon üzerinden yapmış oldukları programlar gerek sosyal medyanın manipülatif yapısına sahip olmadığı düşüncesiyle halkın haber alma ihtiyacını televizyondaki haber programlarından gidermesi gerekse de televizyon kanallarının haber içerikli daha fazla program yayımlaması neticesinde reyting listesinde haber içerikli programlar daha fazla izlenmiştir. 15 Temmuz 2016 sonrasında yılın geri kalan bölümüne göre haber programları reyting listesinde artış gösteren tek program türü olarak belirmektedir. 2015 ve 2016 yıllarında televizyonun en çok eğlendirme işlevini yerine getirmekte olduğu ve Türk halkının televizyonu daha çok oylanma amacıyla kullandığı tespit edilmiş olmasına karşın 2015 yılına kıyasla 2016 yılında haber programları daha çok izlenmiştir. Bu noktada Oskay’ın ifadesiyle “gündelik hayatın rutin işleyişinden yorulan, sıkılan insanların ciddi haberlerden çok eğlenceli yapımlara” yönelmeleri durumunu realiteden kaçma isteği olarak açıklayabiliriz (Oskay, 2005, s. 80). Ancak medya eğilimlerinin tüm bu durumuna karşın Türk televizyon izleyicisi yaşanan toplumsal olaylardan etkilenmekte ve dini anlamda özel zaman dilimlerinde, siyasi özel günlerde bu günlerin anlam ve önemine ilişkin yapılan yayınların izlenmesinde artış olduğu görülmektedir.

Tüm bu tespitler ve veriler ışığında Türk halkının dışarıdan planlanmış darbe girişimine karşı sokaklar ve meydanların yanında Türkiye’deki en temel kitle iletişim araçlarından olan televizyon üzerinden de haber programlarının 2015 yılı ve senenin önceki bölümüne kıyasla daha fazla takibini sağlayarak tepkisini ayrıca ifade ettiği ifade edilebilir. Bu çerçevede 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin televizyon reytinglerine etkisinin olduğu, haber programlarının seyredilmesinde anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir.

 

Not: Araştırma, Doç. Dr. Hamit Ersoy ve benim tarafımdan gerçekleştirilmiş ve “Uluslararası 15 Temmuz ve Darbeler Sempozyumu”nda sunulmuştur. Belgenin geniş haline aşağıdaki linkten ulaşabilmek mümkündür:

http://www.kartepezirvesi.com/sempozyum/2cilt.html